Türkiye Cumhuriyeti

Dünya Ticaret Örgütü Nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği

Temsilcilik Duyurusu

Parlamentolararası Birlik (ipu) İsviçre Grubu Başkanı Ve Ulusal Meclis Bern Milletvekili (sosyalist Parti) Margret Kiener Nellen’in “avrupa Forum” Adlı Internet Sitesinde (http://avrupaforum.org/isvicreli-parlamanter-nellen-erdogan-insanlik-sucu-isliyor-ucmde-yargilanmali/) 21 Ocak 2016 Tarihinde Yayınlanan Mülakatına Cevaben Sayın Büyükelçi Mehmet T. Gücük Tarafından Adıgeçene Iletilen 28 Ocak 2016 Tarihli Mektubun Metni (türkçe) , 09.05.2016

Margret Kiener Nellen

Nationalrätin des Kantons Bern
und Präsidentin der Interparlamentarischen Union                                                                                                                                                28 Ocak 2016, Bern

           

Sayın Kiener Nellen,


21 Ocak 2016 tarihinde “Avrupa Forum” adlı internet sitesinde yayınlanan (http://avrupaforum.org/isvicreli-parlamanter-nellen-erdogan-insanlik-sucu-isliyor-ucmde-yargilanmali/) ve PKK terör örgütüne yakın bazı basın-yayın organlarında da yer verilen mülakatınızda kayıtlı ifadelerden duyduğum rahatsızlığı dile getirmek üzere size yazıyorum.

Sözkonusu mülakatı gerçekleştiren muhabirin ifadelerinizi ne ölçüde doğru yansıttığı bilinememekle birlikte ve bu konuda temas edilen, Başkanı olduğunuz IPU Sekreteryası’ndan da aydınlatıcı bir bilgi alınamadığı cihetle bazı hususları dikkatinize getirmekte fayda görüyorum.

PKK terör örgütü 2015 yılı Temmuz ayında eylemsizlik sürecinin sona erdiğini duyurmuş ve bu tarihe kadar şehirlerde depoladığı silah ve mühimmattan da istifadeyle, sivil halkı ve güvenlik güçlerini hedef alan saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Bunun üzerine, tüm Devletlerin kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması ile vatandaşlarının can ve mal güvenliğinin korunmasına yönelik asli görevi kapsamında başlatılan terörle mücadele operasyonları, özellikle Doğu illerinde terör örgütünün zemin bulduğu yerlerde kararlılıkla sürdürülmektedir.



Sözkonusu operasyonların tek hedefi konumundaki PKK’nın AB ve ABD başta olmak üzere bir çok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul edildiğini ve İsviçre Federal Savunma, Sivil Savunma ve Spor Bakanlığı tarafından yayınlanan "Switzerland's Security 2015" başlıklı yıllık güvenlik raporunda da "şiddet potansiyeli azalmayan ve şiddete başvurabilen aşırılıkçı terörist grup” olarak nitelendirildiğini bu vesileyle hatırlatmak istiyorum. Ancak ne yazık ki, basında yer alan ifadeleriniz sadece, uluslararası planda tescilli terör örgütü PKK’nın Kürt halkı ile özdeşleştirilmesi gibi vahim bir yanılgıyı yansıtmakla kalmamaktadır. Basında yer aldığı şekliyle “Türkiye’nin tek amacının PKK’yı askeri ve moral açıdan zayıflatmak” olduğuna dair beyanlarınızın, 1984 yılından bu yana 40 bini aşkın sivilin katlinden sorumlu bu terör örgütüne destek ve meşru kılma dışında tanımlanamayacak ve kabulü mümkün olamayacak bir anlayışı da sergilediğini üzülerek belirtmek durumundayım.



Bugün Türkiye’nin güneydoğusundaki birkaç şehrinin bazı mahallelerinde silah, bomba, hendek ve barikatlar kurarak ve masum sivilleri de kalkan olarak kullanarak sözde hakimiyet iddia eden terör örgütüne karşı sivil halkı korumak ve kamu düzenini tesis etmek amacıyla yürütülen operasyonları terör örgütünü meşru kılma anlayışı üzerinden “iç savaş” olarak nitelendirip “savaş suçu” üretme yaklaşımınızın da gerçeklerle bağdaşmadığı gibi kabul edilebilir bir yönü de bulunmamaktadır. Türkiye’nin terör örgütleriyle sürdürdüğü mücadelesinin iç siyaset hedefleri doğrultusunda bir araç olarak kullanıldığı yönündeki iddialar da, yalnızca bir belirsizlik ve kaos ortamı yaratmayı amaçlamakta ve terör eylemlerini  meşrulaştırma çabalarına hizmet etmektedir.





Keza beyanınızda yer verildiği şekliyle “AB ve BM’nin neden bu konuda doğrudan hareket etmediği” sorusunun yanıtı da en yalın haliyle PKK terör örgütüyle ilgili yukarıda dile getirdiğim hususları müdrik olmalarında yatmaktadır.



Yukarıda da vurguladığım üzere, hukuk devleti ve insan haklarına saygı ilkesi çerçevesinde yürütülen bu operasyonların tek amacı, eli kanlı terör örgütünün temsil ettiğini ileri sürdüğü ancak eylemleri dolayısıyla en fazla mağdur konumunda olan bölge halkı başta olmak üzere, tüm vatandaşlarımızın can ve mal emniyetinin korunmasıdır. Uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerimiz çerçevesinde, başta BM olmak üzere ilgili uluslararası örgütler ile dost ve müttefiklerimiz sözkonusu operasyonların mahiyeti hakkında düzenli olarak bilgilendirilmektedir. Uluslararası toplumdan beklentimiz de, küresel bir sorun olan terörle mücadele konusunda ortak ve kararlı bir tavır alınmasıdır. Bu itibarla, silah bırakılmasına yönelik çağrıların da tek ve asıl muhatabı halkın huzuruna, canına ve malına kasteden terör örgütleri olmalıdır.   



Terörle mücadele alanında her zaman öncü bir rol üstlenen Türkiye’nin bu kapsamdaki tüm anlaşma ve protokollere taraf olduğunu ve DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun en önemli üyelerinden biri olarak bu terör örgütüne karşı mücadelenin de en kritik ortağı olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Bu itibarla, sözkonusu mülakatla, son olarak İstanbul ve Diyarbakır’da gerçekleştirilen kanlı saldırıların da gösterdiği üzere, DEAŞ dahil terör örgütlerinin eylemlerinden ulusal güvenliği ve vatandaşlarının emniyeti fiilen en fazla etkilenen ülke konumundaki Türkiye’nin bu örgütle bir bağının bulunduğunun iddia edilmesinin, eğer bilgi eksikliğinden kaynaklanmıyorsa, bilinçli bir gerçekleri görmezden gelme çabası olarak yorumlanabileceğini belirtmek istiyorum. DEAŞ ile mücadelede PKK/PYD’ye yaptığınız atıfa gelince, bir terör örgütünün “belirli bir zaman diliminde” başka bir terör örgütüne karşı savaşta yer almasının onu meşrulaştırmayacağını vurgulamakla yetiniyorum.



IPU İsviçre Grubu Başkanı olarak önümüzdeki dönemde Türk Grubu’yla gerçekleştireceğiniz görüşmeler çerçevesinde, başta Türkiye-İsviçre ilişkileri olmak üzere ülkelerimizi ilgilendiren konularda görüş alışverişinde bulunmaya her zaman hazır olduğumu da belirterek saygılarımı sunuyorum.

Mehmet T. GÜCÜK

Büyükelçi